DİPLOMASİDE ‘KORKU’ MANEVRASI

DİPLOMASİDE ‘KORKU’ MANEVRASI

 

Korku; “Bir tehlike veya tehlike düşüncesi karşısında duyulan kaygı” anlamına gelmektedir.

 

Ortak çıkar, ortak tarih, ortak sosyolojik yapı, ortak güvenlik tehdidi ve ortak coğrafya; ortak korkunun doğmasına neden olan unsurlardır.

 

Bölge, devletlerin birlikteliğini zorunlu kılan ana sebeptir. Halkların aynı dinamikler üzerinde beslenmeleri veya ayrışmaları, zaman içerisinde oluşan farklı süreçlerle şekillenir. Ekonomiyi ortaya çıkaran bileşenler; su, toprak, ticaret gibi geçmiş çağlarda hükmedici güç dengeleri ülkelerin ilişki kurmasını zorunlu kıldı. Özellikle ticari faaliyetlerin, kültür, din ve düşünce yapısı üzerinde etki etmeye başlaması benzerlik kavramının görüldüğü yer olarak karışımıza çıkmaktadır.

Tarihte Coğrafi Keşifler, Avrupa’nın sıkışmış yapısından kurtulmasına neden oldu. Avrupa, keşiflerin sonuçlarıyla birlikte Osmanlı Devleti’ne olan bağımlılığını azalttı, ekonomisine güç verecek değerleri madenleri bölgesine taşıdı. Sömürgeciliğin de sistematik bir şekilde ortaya çıkmasına neden olan bu gelişme, sınırsız, etki eden, mesafe tanımayan ortak bir dil halini aldı; küreselleşme. Bu kavram Yeni Dünya Düzeni’nin oluşmasına olanak sağlayan fiildir.

Soğuk Savaş ‘ın 21. Yüzyıl’ da yeniden ve farklı boyutlarıyla ortaya çıkması, insani değerler ve demokrasi ifadeleri arkasına saklanan rekabet ile güç çekişmesini belirginleştirmiştir. 2022 yılında Rusya ile Ukrayna arasındaki kriz ABD ve AB’nin ortak korku alanıdır. Savaşın ortaya çıkmadığı, diyaloğun azaldığı ve sınırların zorlandığı dönemde Sovyet/Rusya endişesi ülkelerin gerçekleştirdikleri hamleleri birliktelik boyutuna taşımıştır.

Ortak çıkar ABD ve AB arasında bir seçenek olsa da diğer seçenek Sovyet tarihine karşı ortak korkudur. Türkiye’nin yer aldığı coğrafyada da bu ortak korku, rakip ve komşu ülkeleri birleştirip ayrıştırmıştır. Bölgede Arz-ı Mev’ud hedefleri doğrultusunda politika ile işgaller gerçekleştiren Siyonist rejim İsrail, Türkiye-Iran-Suriye-Irak’ın “ortak korkusudur”.

Bölgedeki farklı ülkelerin toprakları, İsrail için kendi bölgesine katılması gereken yerlerdir. 1967 sınırlarına uyup BM kararlarını referans alması beklenen İsrail her yıl işgal ettiği topraklara farklı bölgeleri ekleyip, buraları yerleşim yerlerine açmaktadır. Suriye’nin Golan Tepeleri, Siyonistlerin kutsal metinlerinde ve İsrail’in iç siyasetinde önemli bir yer tutuyor. Bölgenin stratejik özelliğinin yanında su kaynaklarının çokluğu İsrail için bölgenin önemini arttırıyor. 2011’deki savaşla Suriye’nin güvenlik problemi yaşaması, İsrail’in potansiyel tehditlerinin açık hedef haline gelmesine neden olup, siyonist rejime alan açtı. Hamas, savaşla birlikte ülkeden çıkmak zorunda kaldı ve yıllardır kendisine ev sahipliği yapan Suriye ile Hamas’ın yeni mekanları arasında başlayan çatışma sadece İsrail’e yaramıştır.

Şam’ın yanında yer alan Rusya, İsrail’in Golan Tepeleri’ne müdahale etmesine sessiz kalırken, Rusya’nın Ukrayna’ya müdahalesinde de aynı tepkiyi İsrail’den görmek istemiştir. Burada bir denge politikası yürüten İsrail, Ukrayna’yı destekleyip hem Yahudi göçüne olanak sağladı hem de Rusya’yı karşısına almamış oldu. Dört ülkenin ortak korkusuna bakacak olunursa, paravan örgütlerin bu ülke sınırları içinde yer aldığı görülüyor.

Türkiye, Irak, Suriye ve İran’da toprak talebinde bulunan terör örgütü PKK ve uzantıları bölge sınırları içerisinde zaman zaman terör saldırıları gerçekleştiriyor. Saldırılar ve terör örgütünün varlığı bölge ülkelerinin kırmızı çizgileri olarak değerlendirilip ona göre çeşitli hamleler gerçekleştiriliyor. Esed, Rusya’nın desteği ile ayakta kalabilmeyi başarmış olsa bile PKK’nın Suriye uzantısının Rusya’daki varlığı, ittifakın tam anlamıyla tüm alanlara yayılmadığını ve lokal bir düzlemde gerçekleştirildiğini bizlere aktarıyor.  Kasım 2021’de Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov, Moskova’da PKK’nın Suriye uzantısı YPG’nin siyasi kolu Suriye Demokratik Meclisi Yürütme Komitesi Başkanı İlham Ahmed ve beraberindeki heyeti kabul etti. Türkiye, 2020 yılındaki gerçekleşen aynı görüşmeye tepki göstermiş, ‘kaygı duyduğunu’ aktarmıştı. Rusya, uluslararası arenada Esed’i desteklediğini belirtirken, Esed ile SDG arasında Mart 2022 yılında silahlı çatışma yaşanmış ve çatışmada toplamda 4 ölü ortaya çıkmıştı.

Türkiye’nin, geçmiş dönemde yaptığı açıklamalarda Esed’e karşı net tavır takındığı ifade edilirken, bölgedeki terör koridoru Türkiye-Suriye yakınlaşmasını zorunlu kılan ‘ortak korku’dan oluşmaktadır.  ‘Korku, kaygı’nın temel nedeni ise Büyük İsrail Projesi’dir.

Cumhurbaşkanlığı Güvenlik ve Dış Politikalar Kurulu Üyesi Prof. Dr. Çağrı Erhan Mayıs 2022’de yayımladığı yazısında Suriye ile normalleşmeye temas etti. “Normalleşmenin artık bir gereklilik hâline geldiğini de akılda tutmalıyız” diyen Erhan; PYD/YPG’nin devletleşmesine konusuna vurgu yaparak, benzer tehdidin Suriye için de var olduğunun altını çizdi. ABD ile NATO ittifakı altında birleşen Türkiye, PYD/YPG’nin ABD tarafından desteklenmesine şiddetle karşı çıkıyor. Binlerce tır dolusu silah yardımında bulunan ABD’ye filli cevabı Türkiye, Ocak 2020’de Moskova’da MİT Başkanı Hakan Fidan üzerinden verdi. Fidan, Suriye İstihbaratının başkanı Ali Memlük ile Rusya’da bir araya geldi ve PYD/YPG’nin faaliyetlerini ele aldı.  İki ismin uzlaştığı nokta Suriye’nin toprak bütünlüğüydü. Şam’ın SDG’ye karşı olması Memlük’ün Kamışlı ziyareti ile Arap aşiret liderlerine verdiği mesajla anlamlandırılabilir. Haber sitelerinde yer alan bilgiye göre; Memlük’ün Arap gençlerin SDG’den ayrılmaları noktasına talepte bulunduğu belirtildi.

Türkiye-Irak bağlamında da pragmatist ilişkiler olsa da, Ocak 2021’de Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın, Irak ziyareti iki ülkenin terör örgütü PKK karşısında fikirlerinin birbirine çok yakın olduğunu kanıtladı. Akar’ın, ‘araziye çok yakın zamanda olumlu yansımaların olacağına inanıyorum’ ifadesi, Nisan 2022’de başlatılan PENÇE-KİLİT operasyonuyla ilintilidir. TRT Haber’de yer alan bilgiye göre; Irak ordusu, 40 zırhlı araçtan oluşan bir birliği de ağır silahlar ve askeri teçhizatla Bağdat’ın Taci bölgesinden Musul’a, oradan da Sincar’a kaydırdı. İki ülkenin diplomatik ve askeri iş birliği terör örgütünün bölgede barınma sahalarını kısıtlarken, bu diyalogu farklı bir alanda da görmek mümkündür. Türkiye’nin Başika üssü, Irak ile Türkiye’yi karşı karşıya getirmişti, devlet başkanları arasında tartışmaya yol açan bu ortam daha sonraki dönemde yumuşayıp hatta kararlı bir somut hamleye dönüştü.

2017 yılında IKBY’nın bağımsızlık referandumu bölge ülkeleri tarafından tepkiyle karşılanıp Türkiye-Irak-İran hattında birlikte hareket manevraları yarattı. Türkiye ile Irak silahlı kuvvetleri Habur’da gerçekleştirdiği tatbikat ile IKBY’ye gözdağı verirken, Irak tarafı da İran’a koordine amaçlı bir heyet gönderdi. İran ise bağımsızlık referandumu sırasında IKBY’ye gerekirse sınırları kapatırız tehdidinde bulundu. Çeşitli yaptırımlara başvuran Tahran, sahaya asker sürdü ve tatbikat gerçekleştirdi.

İsrailli siyasetçi Ayelet Şaked ise bağımsız “Kürt devleti” kurulmasına büyük destek verdiğini dile getirerek bu yeni devletin Türkiye ve İran arasında yer alması gerektiğini savunmuştu.

Türkiye-İran bağlamına baktığımızda terör örgütü PKK’ya karşı çeşitli zaman ve alanlarda anlaşmalar imzalandı. İki ülke için beka sorunu haline gelen PKK, devletlerin yakınlaşmasına neden olmaktadır.

2018 yılında jandarma Genel Komutanı Orgeneral Arif Çetin’in, İran’a gerçekleştirdiği ziyarette, iki ülke arasında, “terör örgütleri ve silahlı çetelerle mücadele için” istihbarat paylaşımı kararı alındığı duyuruldu.  2021’ ise İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile İran İçişleri Bakanı Ahmed Vahidi Tahran’da görüştü. İki ülke arasında güvenlik alanında iş birliğini öngören mutabakat zaptı imzaladı. Mutabakatta yine terör örgütlerine karşı mücadele noktası deklare edildi.

 

Türkiye’nin ve diğer ülkelerin, terör örgütlerine karşı birlikte hareket etmek zorunda olduğu çıkar ile açıklansa da İsrail’in sosyolojik yapıyı hareketlendirme isteği ve şartları sağlama yönünde yürüttüğü diplomatik, ekonomik seçenekler durumun yüzeysel bir terör ittifakına karşı duruş olmadığını açıklamaktadır.

Öte yandan, Türkiye Mavi Vatan mottosunu ayakta tutulabilmek için, sınır ötesi bölgelerde askeri faaliyetlerde bulunmaktadır. 2013 yılında Mısır’da gerçekleştirilen darbe sonrası Sisi yönetiminin, Türkiye karşıtlığına yönelik attığı adımlar Müslüman Kardeşler’in bölgede tutunamamasına yönelik düşüncenin ürünleriydi. Mavi Marmara katliamı ile Türkiye-İsrail arasında bozulan ilişkiler akabinde Muhammed Mursi’nin başa gelmesi İsrail’de endişe yarattı. Diplomatik, hukuki ve fiziksel alanda dar bir coğrafyaya sıkışan İsrail, yönetim değiştirme teşebbüslerine yönelik adımlar oluşturdu ve attı.

İsrail’i rahatsız eden konuların başında ise Mursi’nin Nisan 2012’de İsrail ile doğalgaz sevk anlaşmasını uygulamadan kaldırması ve 2003 yılında Mısır ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi arasında imzalanan Münhasır Ekonomik Bölge anlaşmasını iptal etmesiydi. Türkiye ile yakın ilişkilere giren Mursi yönetimi, Hamas’ın İsrail’e karşı yeni bir güce kavuşmasına neden olan dengeleri de içeriyordu. Ekonomik ve güvenlik alanlarındaki zafiyet İsrail’i hareketlendirdi.  2013’te gerçekleşen darbe ile göreve gelen Sisi, Mısır-İsrail ilişkilerine yeni dönemin kapılarını araladı.

İsrailli General Aryeh Eldad geçtiğimiz dönemde yaptığı açıklamada; İsrail’in Mursi’yi engellemek için harekete geçtiğini kaydetti Aryeh Eldad, Abdulfettah Es-Sisi’nin yönetime gelmesi ve ABD yönetiminin bu duruma ses çıkarmaması için çaba sarf edildiğini de açıklamıştı. 2019 yılında Amerika’da yayın yapan CBS kanalına konuşan Mısır Cumhurbaşkanı Sisi ise Sina Yarımadası’nda teröristlere karşı İsrail ile yardımlaştıklarını söyledi. Mısır’daki yönetim değişimi, İsrail, Mısır, GKRY ve Yunanistan arasında yeni bir enerji hattı ortaya çıkardı. İsrail, GKRY ve Yunanistan arasında yapılan anlaşma ile Filistin’in gasp edilmiş gazının Avrupa’ya taşınması çerçevesinde Eastmed projesi geliştirildi. Proje ise ABD’nin vetosuyla tekrar rafa kaldırıldı.

İsrail, yok olma korkusuyla karşı karşıya kaldığı yönetimlere hamleler yapıp, onları görevden uzaklaştırmış ve GKRY ile Yunasitan’ın da bu korkuya sahip olduğu bilinciyle yeni bir eksen kurmaya girişmiştir.

Ortak korku; rekabet ve anlaşmazlık alanlarında ülkelerin ortak paydaya ulaşmasını sağlayan bir araç görevini üstlenmiştir. Sınırlar, sosyolojik yapı, enerji kaynakları gibi alanlar; ekonomiye, ülke siyasetine ve bağımsızlık ilkesine etki ettiğinden, mutlak dost ve düşman kavramının olmadığı önemini koruyup, ortak korku ifadesine göre şekillenebilmektedir.

Total
0
Shares
0 Facebook'ta Paylaş
0 Twitter'da Paylaş
Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Related Posts